22 Şubat 2012 Çarşamba

Çözemedim

alemin narında gezdim
dört yana savurdum külü
çözdüm hücre molekülü
insanları çözemedim


dilin menfezine sızdım
hür bıraktım hayrı şerri
ölmeden sezdim mahşeri
insanları çözemedim


mest makamda ipe dizdim
gök tabloda yıldızları
baki kıldım temmuzları
insanları çözemedim


üryan biçim dibe yüzdüm
durulttum bulanık suyu
sığda belledim pusuyu
insanları çözemedim


ömrüm hududunu çizdim
muhabbetti tek yolluğum
geldi geçti konukluğum
insanları çözemedim


Şafak Yolcu

21 Şubat 2012 Salı

Bilemezsiniz

siz bilmezsiniz;
hangi ağıtları yakar gece kuşları
hangi günahlarınızın bedelidir,
kavgasız yaşamlara bulaşan gözyaşları
bilemezsiniz


siz uyursunuz;
ben ağlarım nedameti
siz uyursunuz;
ben öderim kefareti
hissetmezsiniz 


paylaşmak isterim bazen heybemdekini
biraz matem,
biraz sitem şiarı
ardı elem,
derin ahlar diyarı
gelemezsiniz


siz bilmezsiniz;
kaç gün batımı yansır dallarıma bir günde
kaç idamın tanıklığı yankılanır gözümde
söylendiniz içimde
nağme nağme hepiniz
adımlarımı yağmaladığınız günden beri
köklerimle yürürüm ben
göremezsiniz


Şafak Yolcu

Senin

Bir başkalık var duruşunda
Günaha davet gibi gözlerin
Az çılgın
Az masum
Çokça derin
İstesen de gizleyemezsin
İzleri kazınmış bir kez alnına
En asil kavimlerin
Gümrah bir pınar ağzın
Azgın ve serin
Kokusu sinmiş sanki bütün çiçeklerin
Sebeb-i hicretimin
Yüzün senin


Şafak Yolcu

Terk-i diyar

Bugün mevsim dönümü
Çekiyorum ipini ayaz aşkların
Hazır artık yüreğim
Ilık bahara


Bugün aşk bozumu
Dikenli takvimlerden
Çorak mevsimlerden
Gidiyorum artık
Beni uğurla


Bugün şafak batımı
Boşalan sokaklarda
Virane konaklarda
Kanarken dudakların
Adımı anma


Şafak Yolcu

Baharı tutan

Yolunu şaşırmış bir bahardı
Kapımı çaldı


Nefsinde kördüğümler
Usunda kösnül düşler
Bileklerinde intihar kaygısı vardı


An durağan
Aşk sabırsızdı


Tinde matem güzleri
Yüzümde yüz izleri
Avuçlarımda ateş donardı


Yolunu şaşırmış bir bahardı
Miş’li geçmiş zamanlarda kollarımdaydı




Şafak Yolcu

Nefes nefese

Bir sağanak ertesine rastlasın
Bana gelişin,
Silinmişken tüm izleri geçmişin...


Yılgın bir mülteci gibi düş kollarıma
Utanma
Varsın eksik olsun hikâyen
Pencerem açık yalanlara
Gün seninle aysın
Konuş!
Hiç susma...


Öyle bir gecede gel ki,
Tersten essin rüzgâr
Güle ağlaya,
Yana yakıla,
Usturupsuzca
Ölelim azar azar...


İstisna bir yara gibi  kal bende
Hayra yorulan düşlerim ol,
Destursuz gir mabedime
Şifa niyetine dokun yüzüme...


Olsun,
Bam telime bas,
Korkma,
Kuralları boz!


Mermiden kaçar gibi,
Gökleri açar gibi,
Boşluğa uçar gibi gel...


Ömrü kuşatır gibi
Aşkı yaşatır gibi
Kendinden geçer gibi gel...


Gel be,
Gel işte!
Küfrüm tövbeme karışsın,
Aklım fikrime
Öyle bir gel ki bana;
Nefes nefese...


Şafak Yolcu

Ayrılığı sileceğim eylüllerden

işte yine o bildik sancıları peydahlıyor gece
yine düştü gözlerin göz bebeklerime
sarı bir yalnızlık bürüyor içimi
bilinçsizce sıkıyorum hasret tüten ellerimi
dışarısı mehtaplı bir lacivert sessizliği
inan bana sevgili,
sensiz geçen her saniye
bir kitaba orta yerinden başlamak gibi...


bir sigara sarıyorum geceye
gökyüzüne bakıyorum, gökyüzüne bakıyorsun
sokağını görüyorum, sokağımı görüyorsun
gözlerin oluyorum, gözlerim oluyorsun
ve aklımdan hiç çıkmıyorsun...


bir gelsen, bir gelsem...
bitecek bu hallerim,
bu müptela nöbetlerim, bu paslı nefeslerim
ikincisine kavuşacak ayaklarım, ellerim
bir gelsen, bir gelsem...
caddelerde haykıracak tek celselik beraatim
kimliğini giyecek yeniden şu ruhsuz tenim
bildiğin gibi değil sevgili
böyle anlarda sana kurulmuş bir saat gibiyim...


gençliğimi indiriyorum usulca
tozlu tavan arasından
yıllara sövüyorum, seni saklayan
haritalara kızıyorum, bizi parçalayan
derken, bir karanfil bırakıyorsun avuçlarıma
mevsimlerce uzağımdan...


bir gelsem, bir gelsen
sessizliğim dönecek gittiği sürgünlerden
bir gelsem, bir gelsen
bir sağanak boşalacak ertelediğim gülüşlerden,
bir gelsem, bir gelsen!
ayrılığı sileceğim eylüllerden...


Şafak Yolcu

Gidiyorum

mutluluk dedikleri hayatın nüktesiymiş
tövbeleri dilime çakıp da gidiyorum
ayrılık; yaşar iken yüreğin sektesiymiş
geceye kasvet gibi çöküp de gidiyorum


meğer hepsi yalanmış, vefa dolu bakışın
zemheri saatlerde kollarıma akışın
masum bir ihtirasla bedenimi yakışın
gözümden son bulutu döküp de gidiyorum


metruk gecelerimde, dilsiz hezeyanımda
üryan mırıltılarda, kadere isyanımda
her secdemde duaydın, sen vardın dört yanımda
içimdeki mabedi yıkıp da gidiyorum


suçu yok takvimlerin, ayların, mevsimlerin
dile gelse konuşsa mektubun, resimlerin
hicap duyuyor sana verdiğim isimlerin
sen kokan günlerimi yakıp da gidiyorum


ister "kader, yazgı" de, istersen masal olsun
hükümranlığın bende ebediyen son bulsun
pişmanlığın izleri yer ile yeksan kalsın
kabaran yumruğumu sıkıp da gidiyorum


yağmur olup yağsan da iflah olmaz ardağın
yıkılmış tahtırevan, diken dolu çardağın
kıble sanıp döndüğüm iki yalan dudağın
lekesini alnımdan söküp de gidiyorum


Şafak Yolcu

Mağdur

Sus kalbim,
Sus !
Dinsin gözünün yaşı
Bırak artık bu dudak büküşü,
Bu kaş çatışı...


Daha dün çınlıyorken
Sokaklarda kahkahan
Bugün ne bu kargaşa,
Bu it dalaşı?


Değil kalbim,
İnanma!
Yokluğu değil savuran...
Bu olsa olsa;
Günlerin telaşı...


Şafak Yolcu

Unuttum

Neydi o bir zamanlar bir türkümüz vardı
Ne zaman duysak gözlerimiz dolardı
Unuttum


O ağaç çınar mıydı, uzaktan baktığımız
Nasıl bir ateşti bu usulca yaktığımız
Toprak yağmur kokar mıydı her sevişme sonrası
Kor gibi yakar mıydı ayrılığın sancısı
Unuttum


Ürker miydi serçeler yürüdüğümüz yolda
İzimiz kalır mıydı sahildeki kumlarda
Çiçekler açar mıydı biz gülünce dalında
Neydi o sarhoşluk öyle
İçki miydi, aşk mıydı
Gelişin afat, gidişin feryat mıydı
Geceler üryan,
Seherler kızıl mıydı?
Unuttum


Gamze gamze güler miydin yüzüme
Gözlerini diker miydin gözüme
Seni sevmek bir ibadet der miydin
Ansızın kucaklayıp tutkuyla öper miydin
Unuttum


Sevmesem gelir miydim
Özlesen kalır mıydın
Hani bir deniz vardı, sen gülünce utanan
Çocuk yüreğim miydi bu oyuna inanan
Hangi sicim efkardı gözlerimi kanatan
O zamanlar güneş yakar,
Yağmur ıslatır mıydı
Tenin bahar kokar mıydı
Unuttum


Yüreğime taş gibi çöker miydi yokluğun
Her gece yoldaş gibi sarar mıydı soluğun
Hangi sevgi bulutuydu beni sana getiren
Hangi meczup düşünceydi seni benden götüren
Beni hiç aldattın mı
Kal diye yalvarttın mı
Unuttum


Sen miydin ellerime düşen yaralı ceylan
Neydi o yüreğime rüzgar misali dolan
Biz miydik o şen şakrak öten cennet kuşları
Kim koydu yolumuza o aşılmaz taşları
Dağlarda gazel miydin
Mehtaptan güzel miydin
Bu bir fırtına mıydı
Aşk çölde serap mıydı
Hepsi bir rüya mıydı


Kimdi çelmeyi takan
Kimdi bu aşktan bıkan
Bir sessizlik ertesi
Bir haziran gecesi
Tetiğe dokunmadan
Sen miydin beni yıkan !
Unuttum...


Şafak Yolcu

Giderken

ziyan renkler üşüştü günlerime
yıkıldı “sen gülüşü” astığım duvarlar
dönüşsüz kuşlara yükledim
tüm yenilgilerimi


giderken
iki figan seç göğsümden
kendime yabancı bir kimlikteyim


yalanmış sebatı kardelenin
yalanmış yer değiştirmeyen dağlar
bin yaşam adasak da
ıslah olmazmış
kekeme mutluluklar


giderken
iki fidan seç dünlerden
bahara erişmeyen mevsimlerdeyim


bir dağ göçercesine içimden
tecrit sızılar çekiyorum genzime
pencere kenarı hüznü
martısız gökyüzüdür artık aşk


giderken
düş beni ömründen
babamı indirdiğim derinlikteyim


Şafak Yolcu

(s)ayıklamalar – 2

/Senin olmak
Aşka attığım zardı
Her yüzünde ayrılık yazardı/


Yine de
Kal demeni beklerdim
Susardın enikonu
Münzevi infilaklar yaşardım
Her adımda nüksederdi hasretin


Sorma;
Dili sürçüyor sensizliğimin…


Kötüyüm bugünlerde
Kendime yağmaktan yorgunum
Kırılganım!
Darılganım!
Sarılganım!


Görme;
Canı çekmiyor heveslerimin…


Yitiğim bugünlerde
Belirsizlik kipiyim
Küfre doydu gece yarılarım
Yüzüme bakmıyor günlerim
Pelesengim!
Doğaçlamayım!
Ezberim!


Bilme;
İçre doluyor gözlerim…


Eşkâline yabancı bu limanda
Kıyısını özleyen dalgayım
Üç öğün hüzün tertibiyim
Kendime kavgayım
Siyahım!
Eyvahım!


Gelme;
İşlenmeye istifli günahım…


Şafak Yolcu

(s)ayıklamalar

/bir şehri sever gibi
sevmiştim seni/


kaç zamandır
alışamadığım gölgeler peşimde
ruhumda neşter kesikleri
kapı önünde yokluğun
pencerede gidişin
her görüş gününde
umudun bileğini büktü
pervasızca gelmeyişin


terim terine aç
kollarına muhtaçken
atlatıp iblisleri
kapında diz çökmüşken
ahh
kaç kez kurtardım aşkı sunağından
sen ki tutkunsun eflatuna
ağzımı dayayıp ağzına
kaç elveda sildim dudağından


ayaz nöbetlerdi
bir şakaktan bir şakağa
katran kara yitişler
bir sana siperdi aklım
bir yokluğuna
gece sisti
gece pustu
gözlerim devriye
şehir mapustu
ellerinsiz ellerim
kâbustu


meğer her turna
ayrılık taşırmış yüreğinde
meğer her sevda
menzilsiz bakışlara gebe


hüzzam bir ekimdi
gülkurusu saatlerde
ateşe verdim akdenizi


/son damlaydın gözümde
ağladım seni/


Şafak Yolcu

Ölümüne muamma

demek suskun
demek küskün
demek sürgün artık sözlerin
yani veda
yani heba
yani şimdi silinecek izlerin


yine hicran
yine mihman
yine aynı yerden, ağu gibi damlayan
say ki sıyırdı kurşunun,
de ki kahpeydi zaman


biraz vurgun
biraz kırgın
gel gitlerden çok yoruldu yüreğim
ne ben galip,
ne sen mutlu
altı üstü bir sevdaydı dileğim


demek hıyanet
demek melanet
gitmez gayrı gözlerimden bu cinnet
belki ben bilemedim değerini
ki kaç gurbet vardı içimde
sana kaç hasret


yine yalan
yine talan
bir bıçak ki hiç durmadan kanırtan
say ki devrilmedin ömrüme şiir şiir
ve hiç saklamadı varoşlarında bizi bu şehir


demek firar
demek karar,
demek ölümüne muamma
ki hiç inanmadı yüreğin,
seni kabir kabir sustuğuma
oysa anlatmak vardı bizi
memleketimin gül yüzlü çocuklarına


şimdi matem
şimdi zindan
şimdi gece, başı sonu olmayan
birkaç mısra
birkaç isyan
hepsi bu bizden kalan...


Şafak Yolcu

Şamar

/tozu dumana katıp gittin
ne bir mendil salladın
ne veda ettin/


aşk;
başlarken iksir
biterken zehir
ne yazık ki çetelesini tutmuyor,
hangimizdik cevahir


şimdi çek çıkar kolaysa
ömrüme savurduğun şarapneli
fakat unutma
en masum günahların bile
bir gün ödenir bedeli


hani kesseler oluk oluk “ben” akıtırdı ya şah damarın;
şimdi beni görme
sazsız çalıyor mızrabım
şimdi sakın gelme
seni de yutar girdabım
düşün ki
kaç ayrılığa bedeldi şamarın


bundan böyle
bir pazar tezgahında görsen de beni
geç git yanımdan
ucuza satılsam da alıcım olma
gözlerin iftira
gözlerin zifir bana


şimdi as sözlerini muson rüzgarlarına
avut yine ruhunu
kırık dökük coğrafyalarda
sus,
konuşma!
sözlerin ustura
sözlerin
küfür bana


Şafak Yolcu

Kasıma dair

bir nefes maviyle geldim
bu elleri bulutun
bu gamzesi güneşin
sanadır yar


bize dair tuvalimdeki resim
bu kulübeyle köknar
bu karacayla pınar
sen varsan var


hiçliğin hıçkırığı bu
suzinak saatlerde
bu kıvranması kadının
bu tortusu kasımların
kanatır yar


Şafak Yolcu

19 Şubat 2012 Pazar

aşk olsun

çık gel yine bir gece
çık gel ansızın
ehlikeyfim
cilvebazım
haylazım
gel de çoğalsın
birazım


tül ardı düşlerimiz olsun
çigan müziği dolsun saçlarımız
tenimize kavuniçi bir ay doğsun
daha dünüm
gitme kalım
dilbazım,
gel de şımarsın
kaprisim
nazım


şarap kokusu genzinde
hasret yanığı benzinde
gövdem gövdene lal olsun,
dal oynasın
su bulansın
hamdolsun


arada birim
meselam
bazım,


çık gel;
hala karadut tadı ağzım




şafak yolcu

Söyle Çocuk

Hangisini anlatsam sana çocuk ?
Bir keşmekeş ki hüküm sürer içimde
Benim diğer adım; yokluk...


Elimin tersiyle itip bir kenara tüm sevda şiirlerimi,
Bugün ilk kez ağlıyorum karşında
Kanatırcasına gözlerimi...


Bak,
Alnımın orta yerinde bir yetim
Göz pınarlarımda titriyor yetmişlik bir nine,
Tam ortasında yüreğimin bağdaş kurdu bu gece
Maaş kuyruğunda can veren Batman'lı bir dede...
Bir yanım sevda
Bir yanım yokluk
Utanıyorum çocuk...


Hangisine yanayım şimdi çocuk ?
Söyle hangi çerçeveye koymalı bu vedanın resmini ?
El verir mi bu kez ecel bana ?
Alır mı beni bu gece kuytularına
Sarı bir efkar denizi ?
Söyle birleştirir mi o sahil,
Yeniden ellerimizi...
Bir yanda ayrılık
Bir yanda yokluk
İçim acıyor çocuk...


Hani "yalan" dedin ya sözlerime,
Hani "öldün artık" dedin...
Ötesine geçememişiz demek ki,
Boş siyasi söylemlerin...
Şimdi boş bakışlar oturtup gözlerime,
Soğuk mevsimler gibi geçiyorum kapından
Geçer gibi;
Aç bir ulusun coğrafyasından...
Bir yanda serçe yüreğim
Bir yanda yokluk
Ağır yaralıyım çocuk...


Kimi neye inandırırsın ki çocuk ?
Sen bile bana inanmazken,
Kardeş kardeşi kırarken,
Gömüleceğimiz yer topu topu beş karışken...
Oysa gözümüzü kapatıp parmağımızı her bastığımızda
Huzur konuşlanmalıydı barış renkli atlaslarımızda
Söyle neden barut kokuyor tüm çiçekler Filistin'de Bağdat'ta?
Hani en adil paylaşımdı mutluluk ?
Bir yanda savaşlar
Bir yanda yokluk
N'olur, susma çocuk ...


Ben hangi mevsimi tamamladım ki...
Ne yasemin kokulu akşamlar
Ne eylülden kalma yıldızlar
Şimdi ruhumda bir sürü eşkıya
Göğsümde çöreklenmiş bir sonbahar
Başımda esiyor yaman poyrazlar
Bir yanım müfreze sancılar
Bir yanım yokluk;
Ölüyorum,
Ölüyorum çocuk...




Şafak Yolcu

5. Avrupa Şiir Yarışması İkincilik Alan Şiir